Bugün aşağıda göreceğiniz yazıyı okuduğumda aklımdan geçenler; kendine güven, aidiyet duygusu ve dışlanma korkusuydu. Bunun yanına ek olarak mahalle baskısını da koyabilirsiniz.
Bizim toplumumuz gibi toplumlarda yani bireyselliğin çok fazla ön planda olmadığı, insanların çok iç içe yaşadığı, paylaşımlarının çok yüksek olduğu toplumlarda yaşamanın bir dezavantajıdır bu saydıklarımız aslında. Hepimizin doğasında olan onaylanma isteği ve aidiyet duygusu, bireyselliğin çok fazla ön plana çıkamadığı toplumlarda kendine güvenin gelişmesi zorlaşır ve dışlanma korkusu ile birlikte birey zaman zaman istediği doğrultuda hareket etmekte zorlanır.
İşte Yılmaz Erdoğan ile ilgili bu yazıyı okurken aklımdan geçenlerin temelinde bunlar vardı. Onun gibi bir insanın bile bu tür hisleri yaşaması çok normal olmakla birlikte aslında bu tür baskıları, yetiştirilme şeklimizden dolayı olduğundan çok daha fazla hissedebiliyoruz üzerimizde. "Elalem ne der, komşulara ayıp olur" gibi kalıpları o kadar çok duyarak büyümüşüzdür ki otokontrol mekanizmamız herkesten önce ve hızlı çalışarak bizi kısıtlıyor.
Halbuki gerçekten gerek var mı bu kadar sıkı çalışan bir otokontrol mekanizmasına düşünmek lazım. Sonuçta herkes birileri tarafından dışlanırken, başka birileri tarafından kabul görüyor. Bizler için "terörist başı" olan adam bile peşinden çok ciddi kitleleri sürüklüyor. Kabul görmekle kalmıyor, bir çok insan onun fikirleri yüzünden ölüme gitmeye razı oluyor.
Siz kendinize güvenerek, yaptığınızın gerçekten doğru olduğuna inanarak, toplumun normlarını değil gerçek doğruları baz alarak hareket ettiğinizde çevreniz belki bir bocalama dönemi yaşayabilir. Ancak emin olun ki bir süre sonra en kötü ihtimalle sizi nev-i şahsına münhasır olarak tanımlasalar bile bağırlarına basmaya devam edeceklerdir. Yeter ki biz kendimiz olmaktan korkmayalım.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20528484.asp?yazarid=131
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder